Aula Home
Ayça Outlet
Serdar ARSEVEN

Serdar ARSEVEN

Mail: [email protected]

Gençlik ve Emânet!..

Gençlik ve Emânet!..

Sayın Devlet Bahçeli, tamamını “gençliğimize” tahsis ettiği Grup Konuşması’nda, “15-24 yaş aralığında yaklaşık 13 milyon kardeşimiz bulunmaktadır.” dedi.

Bu eski hesap.

Şimdilerde, gençlerin ortalama evlenme yaşı “30” diyebilirsiniz.

Gençlik yaşını rahatlıkla buraya kadar, hatta epeyce ötesine kadar yükseltebilirsiniz.

Bu hesapla, “genç sayısı” 13 milyonda kalmaz, belki 23 milyona çıkar.

İşe “siyaset açısından” bakacak olursak...

2023’te kimin kazanacağını, kimin kaybedeceğini büyük ölçüde bu 23 milyonluk “genç” kitle belirler!..

2023’e 23 milyon damgası!..

*

Sayın Bahçeli konuşmasında yok “Z” kuşağı, yok “G” kuşağı gibi sınıflandırmalara karşı olduğunu da söyledi.

Katılırım.

Dahası bunu defalarca söylemişliğim vardır.

“Gençliği” bir sınıfta toplamak ve bizden çok farklı şartlarda yaşıyorlarmış gibi görmek, bence hiç de isabetli değil

Biz de genç olduk, her dönemin kendisine göre zorlukları var.

Her dağın da kendine göre dumanı var.

Şimdiki gençlik, “internet gençliği” imiş!..

Olsun…

Bize de zamanında “televizyon gençliği” derlerdi.

Televizyonun dünyamızı değiştirdiğini, bizi gerçeklerden koparttığını söylerlerdi.

Oysa insanoğlu, gerçeklerden uzun süre kopamıyor.

En sevdiğiniz vefat ettiğinde bile, yeni duruma kısa süre sonra alışmak mecburiyetinde kalıyorsunuz.

Büyük acı yaşamanız, boşaltım sisteminizin çalışmasını durdurmuyor.

Acıkıyorsunuz, uykunuz geliyor ve ölenle ölünmüyor.

Dünkü gençler gibi, bugünkü gençler de, hayatın gerçekleriyle karşı karşıya.

Genç, nasıl bir eğitim aldığını düşünüyor.

Onca emek ve onca masrafın karşılığı olarak, eline geçecek diplomanın “piyasada” ne işe yarayacağını düşünüyor.

Bu şartlarda evlenmesinin mi, yoksa evlenmemesinin mi daha iyi olduğunu düşünüyor.

Evlenmeye karar verdiği takdirde…

“Dünya evi”ne adım atabilmek için gerekli olan parayı nasıl bir araya getirebileceğini düşünüyor.

Alacağı maaşın yeterli olup olmayacağını düşünüyor.

Tam da yuvasını kurmuşken, işten atılıp atılmayacağını düşünüyor.

Onun için de çoğunlukla “garanti iş, garanti maaş” olarak baktığı “devlet memurluğuna” yöneliyor!..

Genç, marsta, merihte, ayda yaşamıyor…

Genç, bizimle birlikte yaşıyor.

Uçuk kaçık görüntüler veren “azınlıktaki gruplara” bakarak “toptan” bir “gençlik” algısını ortaya koymanın doğru olmadığını düşünüyorum.

“Efendim, gençlik tarihimizi bilmiyor.”

Bu alanda eksiklikler olabilir, ama “yaşlılarımız” arasında da tarihimizi bilme ortalamasının çok yüksek olduğu söylenemez.

Okumaya, araştırmaya çok meraklı bir toplum değiliz.

Bu gençler için de, yaşlılar için de geçerli.

Şu da çok açık bir gerçek ki…

 Anneleri, babaları, dedeleri “kitaplarla” iç içe yaşayan gençlerin çoğu okumaya meraklı oluyor.

Evde kitap kokusu olmalı, sigara vesaire kokusu değil!..

Tertemiz bir yuva ve helâlinden lokma…

Ne güzel değil mi?

*

Gençliğimizin “umumiyetle” bilinçsiz olduğu görüşüne katılmıyorum.

Yaşlılarımızın bilinç düzeyinin “her bakımdan” gençlerimizinkinden çok yüksek olduğu görüşüne de katılmıyorum.

Çok bilinçli yaşlılarımız da var, dünyadan, ahiretten habersiz yaşayan yaşlılarımız da…

Ve üstelik…

Her yaşın da kendisine göre güzelliği var.

Gençlere baktığımda, evet “bazı tecrübeleri henüz edinememiş olmak” gibi tabii eksiklikleri görüyorum ama bizden çok üstün oldukları tarafları da görmezden gelmemek gerek.

Bizler,  hayatın “dün dündür bugün de bugün” yollarında hayli yıpranmış durumdayız.

Gençlik, meselelere bakarken bu “yıpranmışlıktan” fazla etkilenmiyor.

Hayata daha “düz” bakıyor.

Daha kalpten bakıyor.

Yapılanlarla söylenenler arasındaki farklara dikkat kesiliyor, özünüz ile sözünüzün bir olduğuna kanaat getirdiğinde size kalbini açıyor.

Kendisine, “Yeni yetmeye bak, tutmuş bana akıl veriyor!” tarzıyla yaklaşılmasına gıcık oluyor…

“Ben senden 30 yıl daha fazla yaşadım, dolayısıyla senden çok daha fazla şey bilirim! Bu konularda konuşman için daha kırk fırın ekmek yemen lâzım!” yollu “küçümseyici” tavırlara çok bozuluyor.

*

Gençlerimizle “çekişirsek” ve onlara “üstenci dille” yaklaşırsak, kaybeden biz oluruz.

Ben, diyorum ki,

“Ey Serdar, sen bir vakitler 20, 21, 22 yaşlarında oldun ama…

Genç, hiç 55, 56, 57 yaşlarında olmadı.

Yani…

Senin gençlik tecrüben var ama gencin yaşlılık tecrübesi yok.

Genç bir anda yaşlı olamaz ama sen, bir anda o yaşlarda olabilirsin.

Çünkü sen o yaşlarda oldun ama gençler bu yaşlarda olmadı.”

*

Ben gençleşmeye çalışıyorum ve gençlerin de “bir an evvel” yaşlanmalarının iyi bir şey olmadığını düşünüyorum.

Ha, gençliğe tecrübelerimizi aktarmak ve olgunlaşmalarına katkıda bulunmak mı?

Evet.                                 

Bunu yapmanın yolu da, “sabahtan akşama kadar nasihat çekmek” değil elbet.

Genç karşısında “özü ve sözü bir” insan görünce, tabii olarak etkileniyor.

Mesele, “Emin İnsan Olabilme” meselesi.

Malûm;

Gelenin Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu görenler...

Yaşlısıyla genciyle…

Hep birlikte,

“El-Emîn geliyor” derlerdi.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar